Bulgaristan Türklerinin Özgür Sesi
YORUM

BAZILARI T.C. KİMLİĞİNİ HAK ETMİYOR [20 Nisan 2008]

Geçenlerde bir dava arkadaşımın, Türklerin ancak zor anlarında birlik ve beraberlik içinde oldukları yorumunu isabetli buldum. Bunun örneklerinin Rus-Türk Harbi, Balkan Savaşı Çanakkkale ve Millî Mücadele yıllarında yaşandığını görmek mümkün. Yine bunun tarihteki en yakın örneği de 1984 yılı sonlarında Jivkov hükümetinin Bulgaristan Türkleri’nin isimlerini değiştirdiği günlerdir. O trajik günlerde Bulgaristan’da isimleri değiştirilen Sütkesikliler, Kirlililer, Mestanlılılar, Alvanlılar köy ve kasaba meydanlarında adları için, Türk kimlikleri için canları pahasına tek vücut olup direnişe geçtiler, onlarca şehit verdiler. Öte yandan Anavatan Türkiye’de halkın gece gündüz, soğuk sıcak demeden meydanlarda düzenlenen miting ve protesto yürüyüşlerinin sedası bugüne dek kulaklarda yankılanıyor. O birlik, beraberlik örneği sergilenen günler asla unutulmuş değil, unutulamaz da. Beş yıl süren (bazıları için) Jivkov’un totaliter rejiminin baskıları Mayıs 1989 yılında sona ermeye başladı. Önce direnişçiler birer ikişer bavulla Avusturya’ya gönderildi. Aynı yılın haziran ayında Kapıkule ve Dereköy sınır kapılarından yüzbinleri aşan Bulgaristan Türk’ü Anavatan bildiği Türkiye’ye sığındı. Yüce Türk Devleti ve Türk milleti gelen muhacirleri ‘soydaşım’ diyerek bağrına bastı. Vakti hali olanlar evlerini soydaşlarına açtılar, özel ve kamu işletmelerinde iş yerleri açıldı. Devlet baba, okulları, askerî kışlaları açarak aş evlerini hizmete soktu. Kirada oturanların iki yıl boyunca kirası devlet tarafından karşılandı, on binlerce konut yapılarak uygun ödeme koşullarında soydaşlara dağıtıldı. Son bir asırdan beri Bulgaristan’dan Türkiye’ye yapılan göçlerden, en rahat göçü son muhacirlerin yaşadığını kimse inkâra kalkmasın.
Bizi soydaşım diyerek bağrına basan Bursalı zenginlerin o günlere rastlayan kurban bayramında, kurban bağışladıkları soydaşların kurbanın etinden meze yaparak eğlendiği görüldü. Âlicenap Türk milleti o zaman “Komünistler kardeşlerimizi bu hale getirmişler” deyip belki affetmişlerdir. Yine o yıllarda bazıları kendi aralarında anlaşma aracı olan Bulgarcayı daha sık kullandılar. Bunu da geçelim; bir haftada, bir ayda Türkçeyi öğrenecek halleri yoktu. Yine eski alışkanlıklar icabı bazı bacılarımız açık saçık gezerek, erkeklerin gözünün içine bakarak kahkahalı gülüşlerle yolsuz damgası yemeden edemediler. Birileri de çalıp çırpacak bir şeyler bulamayınca, Türkiye’den geri döndüler ve döndüklerinde de ezan sesinden rahatsız olup, uyuyamadıklarını söyleyenler olduğunu duyduk.

DOĞRUYUZ, ÇALIŞKANIZ, BAŞARILIYIZ

Şu anda Bulgaristan göçmenlerinin refah seviyesi Türkiye ortalamasının üzerinde. Sanayi, ticaret, spor, ilim ve sanatta maharetlerini gösterenlerle gurur duymamız gerek. Geçenlerde İzmir’de bir düğünde Nefize Abla beş torununun üniversiteli olduğunu söyledi. Oysa Bulgaristandayken onun köyünden otuz yılda bir üniversiteli çıkmamıştı. Soydaşlarımız esrardan uzak, terörü kınayan, cinayete karışmayan kimlikleriyle de dikkati çekiyor. Yetkililer aferin diyor. Bu konularda kusurumuz yok. Birçoğumuz caminin kapısının nereden açıldığını da öğrendi, orucunu da tutar oldu, kandil gecelerini de tebriklemeye başladı. Genç neslin doğru dürüst Türkçesiyle gurur duymamak elde değil.

TÜRKLÜKLE BAĞDAŞMAYAN DAVRANIŞLAR

Anavatan’a Türklüğü ve Müslümanlığı korumak için göçedildiği yedi düvelde duyuldu. Aradan on dokuz yıl geçti. Geriye dönüp yaşanan göçün bilançosuna bir bakarsak, acaba her gelen soydaş Türk kimliğini hak etti mi?
Ne yazık ki hayır!
Türkiye’ye Türk gibi yaşamaya geldiğimiz takdirde bunun bilincinde miyiz? Bir çoğumuz evet, ama yine o bazıları hayır... İçlerine yerleşen Bulgar örf ve adetlerinden kendilerini 19 yıldan beri kurtaramayanlar; Türklüğünüzü aramaya gelip (O da şüpheli. Belki zengin olmaya gelmiştir) Bulgarlığından hiç taviz vermemeye çalışanlar: O ki, sakallı birini görse dindar, yobaz diye küfrü bastığını kulaklarımla duymasam inanmazdım. Türk Müslümandır, Osmanlı döneminde ve daha sonraki yıllarda senin deden de sakalla gezer, namaz kılardı. Sen ki bayramı bayram günü olarak tanımaktan aciz, birinci günü evinin son katında inşaat işiyle uğraşıyorsun. Bayramları İzmir’de geçirdiğimden ancak son iki bayram İstanbul’da kaldım. Büyüklere saygıda kusur etmeyelim diye birkaç aileye ziyarete gittik. Ev sahibinin evindeki misafir yeğeninin elinde rakı kadehini görünce, gittiğime pişman oldum.
Göçmen semtlerindeki halk pazarlarında soydaşların tezgâhlarında domuz salamı, göçmenler tarafından talep olduğu için satılıyor. Bulgaristan’da adı ‘kebapçe’ olan köfteler domuz etinden yapıldığı bilinmesine rağmen, oraya gidip yiyemeyenler için Türkiye’ye getirilip birçok yerlerde satışı yapılıyor.
Ya göçmen düğünlerine ne diyelim. Hele de bu düğünler göçmen konutlarındaysa, hiç sanat değeri olmayan “Kamınite padat”, “Çerno More” gibi çalga türkülerinden Türk müziği örneklerine sıra gelmiyor.
Göçmenlerin arasında bulgarların müzik kültürünü yayma elçiliğini yapanlar var.
Müziğin dili evrenseldir. Sanat seviyesi olan bütün dünya halklarının müziğine benim de saygım var. Sözüm, Bulgarların Lili İvanovası’na, Emil Dimitrov’unun yaptığı sanat değerli müziğe değil. Müzik müsveddelerini İstanbul, İzmir, Bursa, Çorlu gibi göçmenlerin yoğun olduğu mahallelerde düğün salonu, kafeterya, lokantalarda, Bulgaristan’a seyahat yapan otobüslerde çalga denilen, Türkçe olmayan, yarı makedonca, yarı sırpça ve bir o kadar da bulgarca sayılan sanat dışı bir şey dinletilmesinedir. Bu müzik bugün tüm göçmenlerin uğrak yeri olan kafeteryalarda, 24 saat dinlenen cıngırtıdır. Ve işin kötü yanı Türkiye’de doğan çocuklarımız bile bu cıngırtının hayranı olup çıkıyor.
Lâleli’de işlerin daha iyi gitmesi için Bulgar ismiyle kart bastıranlar da vardı.
Güzel kardeşim, sen kendi kimliğini maddî çıkar karşılığında satacaktıysan, Bulgariya’da evini bırakıp buraya gelmene gerek yoktu. Orada da para kazanmanın yolları açıldı ve zengin olmak daha kolay.

SİZ BU ADLARA LÂYIK DEĞİLSİNİZ

Beni Belene Kampı ve sürgünde geçirdiğim 44 ay verem edemedi, ama 89’da Türkiye’ye göç edip T.C. kimliğini alanların (içlerinde devlet memuru da var) bazıları ceplerinde Bulgar adıyla Bulgar pasaportlarını kullananlar verem edecek. Onlar ki T.C. kimliklerinde ÖZTÜRK, ULUSOY, TÜRKSOY, TÜRKSEVER, YÜCETÜRK, VATANSEVER gibi anlamlı soyadları bulunan, ama sınır kapısında Bulgar pasaportlarında Milena, Martin, Sevdalin, Anna, Biser olarak okunanlardır. Bunun nasıl bir duygu olduğunu soracak mercii bulamıyorum. Bu kendini bilmezler kardeşim olsa bile kardeşim demeyeceğim gibi, kardeşlikten men ederim, öylelerinin T.C. kimliğini hak etmediklerini sanıyorum.
1984’ün sonunda Kırcaali köy ve kasabalarında, Alvanlar’da, 1989’da Şumnu ve Razgrat köylerinde, Varna’nın Sarıkovanlık’ta şehitler işte öyleleri gibilerinin şimdi kabullenmediği Türk adı için şehit düştüler. Şimdi mezarda o şehitlerin kemikleri sızlamaz mı? Senin içindeki bencillik her şeye karşı bir zırh olmuş. Türkiye devleti yansa bile senin umurunda olmaz, sen kendi rahatına bakarsın, maaşının ya da kazancının artmasını düşünür, askerlik çağındaki oğlunun vatanî borcunu yapmaması için çareler araştırmaktasın. Senin gibi nemelâzımcının, ‘bananeci’nin millî bayram, kandil gecesi, zafer bayramı gibi günler, göçmen derneği, Balkan Türkleri gecesi misali sosyal ekinlikler umurunda değildir. Senin gibilerinin hiçbir kitap alıp okumadığı da bir gerçektir. Rabbimizin insana ilk şartı ‘Oku!’ olmuş. Bunu hiçbir yerde duymadın ki... Böyle ulvî bir kelimeyi duyacak yere gitmezsin sen. İşte ben bunun için seni kendimden dışlıyorum ve senin gibilerine soydaşım diyemiyorum. Birileri bir yerde Bulgaristan Türklerine “Bulgarlar” ya da “Bulgar Türkleri” dediği zaman haddimi aşarak küfür ettiğim oldu. Daha sonra yine bu bazılarının tutum ve davranışlarını görünce buna prim verildiğini anladım.
Biz, biz olalım, bu prim veren fosilleri aramızdan temizleyelim!
Sözüm bu ‘bazılarına’; Bu devletin misak-ı millî sınırları kâğıt kalem üzerinde oluşturulmadı. Türkiye devleti bugünkü sınırları içinde kalabilmesi için çok şehit kanı döktü. Türkiye Türklerindir ve denizler içindeki pislikleri sahile attığı gibi bu devlet de içindeki ikiyüzlüleri bağrında barındırmaz, atar. Türkiye’ye Türk gibi yaşamaya geldiyseniz, bu toplum içinde bozuntu olarak sırıtmayın. Bu devlet sahipsiz değildir. Bu topraklara neden gelindiğini bir daha düşünün. Bunu, başkaları kulağınızdan tutup hatırlatırsa, o zaman iş işten geçer.

Mehmet TÜRKER

DÝGERLERÝ
Diðerleri: 1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12   13   14   15   

« GERÝ DÖN

All Rights Reserved © 2006-2020    "SENÝ MEDYA" FÝRMASI