Bulgaristan Türklerinin Özgür Sesi
YORUM

AVRUPA ARTIK DOĞU’YA BAKIYOR, YA BULGARİSTAN? SN. MESUT YILMAZ İLE SÖYLEŞİ [13 Kasým 2010]

Sovyetler Birliği dağılmadan önceki dönemde Sovyet Komunist Partisi’nin başında bulunan ve SSCB’nin son devlet başkanlığını yapan Mihail Gorbaçov ve Prof. Zahari Zahariyev’in öncülüğünde 7-8 Ekim 2010 tarihleri arasında, birçok siyasetçi ve gazeteci Sofya’da “Avrupa Artık Doğu’ya Bakıyor” adlı bir konferansta biraraya gelmiştir. Mihail Gorbaçov’un başkanlığını yaptığı “New Policy Forum” ile Prof. Zahari Zahariyev’in başkanlığını yaptığı “Bulgaristan Slavyani Vakfı” işbirliğinde düzenlenen konferansın davetlileri arasında İspanya Eski Başbakanı Felipe Gonzales, Almanya Dışişleri Eski Bakanı Hans-Dietrich Genscher ve SSCB Dışişleri Eski Bakanı Aleksander Besmertnih’in yanısıra Bosna-Hersekli yönetmen Emil Kusturitsa, Polonyalı gazeteci Adam Michnik, the International Herald Tribune’den William Pfaff ve Newsweek’den Ouen Matheus da yer almıştır. Fakat şüphesiz katılımcılar arasında en dikkat çeken isimlerden biri, Bulgaristan Eski Başbakanı İvan Kostov ile olan yakın dostluğu nedeniyle Bulgaristan kamuoyu tarafından da yakınen tanınan ve iki ülke ilişkilerinde 2000’lerin başı itibariyle atılan önemli adımların mimarı olarak bilinen, Türkiye’nin Eski Başbakanı Mesut Yılmaz olmuştur.

Bulgaristan hükümeti nezdinde Başbakanı Boyko Borisov ve Parlamento Başkanı Tsetska Tsaçeva’nın tarafından teşvik edilen ve Dışişleri Bakanı Nikolay Mladeno’nun da kısa bir konuşma yaptığı konferansta, Kafkaslardan Ortadoğu’ya, Ortadoğu’dan Balkanlara birçok bölgesel konunun yanısıra AB’nin bölgedeki rolü ve Türkiye’nin AB üyeliği konuları ele alınırken, Bulgaristan Ulusal Televizyonu Türkçe Haberler Ekibinden değerli dostum Meral Sadık toplantıya katılan Sn. Mesut Yılmaz ile kısa bir söyleşi yapmıştır. Röportajın içeriğine geçmeden önce birkaç noktanın altını çizmek, Sn. Mesut Yılmaz ile yapılan söyleşi açısından aydınlatıcı olacaktır.

Bulgaristan: AB’nin ne içinde, ne dışında…

Bilindiği gibi 1989 yılı birçok açıdan Bulgaristan Türkleri için bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Tarih boyunca çeşitli dönemlerde sürekli asimilasyon ve göç politikalarına tabi tutulmuş olan Bulgaristan Türklerinin, 1984 yılı sonlarında, hiçbir hukuki gerekçe olmadan, isimleri Sav kökenli isimlerle değiştirilmeye başlanmış; bu olay dünya siyasi tarihine ve iki ülkenin toplumsal hafızalarına, Bulgaristan hükümetinin yaptığı en açık ve ciddi asimilasyon kampanyası olarak geçmiştir. 1989 yılına gelindiğinde Jivkof Hükümeti istenilen başarının elde edilemediğini görünce, ikinci aşamaya geçmiş ve zorunlu göç politikasını uygulamaya koymuştur. Bu dönemde, farklı kaynaklarda farklı sayılar verilmekle birlikte, 360 bin civarında Bulgaristan Türkü, birkaç ay gibi kısa bir süre içerisinde Türkiye’ye göç ettirilmiştir. Dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu trajedi, Türk hükümeti ve devlet yetkililerinin metanetli duruşu ile aşılmıştır. O dönemde Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunan Mesut Yılmaz bu anlamda, Bulgaristan Türkleri’nin yaşadıklarını en yakından takip eden Türk siyasetçilerden biri olmuştur.

1989 yılı sadece Bulgaristan Türkleri ve iki ülke ilişkileri açısından bir dönüm noktası değil; aynı zamanda tüm dünya için “küreselleşme” adı altında köklü bir değişim ve dönüşümün yaşandığı dönemin başlangıcı olmuştur. Bu tarih itibariyle Sosyalizm dünya sahnesinden silinmiş; eski Doğu Bloğu ülkeleri için demokrasiye geçiş süreci başlarken dünya ise sınırların ortadan kalktığı ve insan hakları, demokrasi, çok kültürlülük gibi kavramların tartışıldığı yeni bir çağa girmiştir.

Bu gelişmelerden payını alan Bulgaristan, 1991 yılında yeni Anayasa’nın kabulü ile birlikte eski rejim ve kurumları ile tamamen bağlarını koparmış; böylece yeni bir demokratik toplumun temelleri atılmıştır. Bu kapsamda Türk azınlığa haklarının geri verilmesi konusunda önemli adımlar da atılmıştır. Ancak sallantıyla geçen 1990’lar demokrasiye geçiş yılları boyunca, ortaya çıkan yeni ve çeşitli siyasi oluşumlar, parlamenter demokrasinin olumlu taraflarının yanı sıra yetersizlikleri de beraberinde getirmiştir. Sıkça değişen hükümetler ve 1997 ekonomik krizi bunun en önemli göstergesi olmuştur. Adım adım piyasa ekonomisine hazırlanmakta olan Bulgaristan için bu kriz aynı zamanda yeni bir tarih sayfasının açılması ve hem siyasette hem ekonomi politikalarında görece istikrarlı bir yapının tesis edilmesi için bir fırsat anlamına gelmiştir. 1999 Helsinki Zirvesi sonunda resmi olarak AB üyelik macerasının da başlamasıyla Bulgaristan önemli bir yol ayrıma gelmiştir. AB üyeliğinin temel şartlarından biri olan komşularıyla ilişkilerin geliştirilmesi gerekliliğinin bilincinde olan İvan Kostov hükümeti, Türkiye ile temasların arttırılmasına büyük önem vermiştir. Yakın coğrafyasındaki ülkelerle ilişkilerini her zaman hoşgörü zemininde yürüten Türkiye’de bu yaklaşım Mesut Yılmaz koalisyon hükümeti ile karşılık bulmuş ve 1980’lerin sonunda Türk azınlığın durumu ile ilgili meselelerde kritik bir rol oynayan devlet adamı, bu kez de iki ülke ilişkilerinde yeni bir tarih yazımın önemli aktörlerinden biri olmuştur. Zira takip eden dönemde, Türkiye ile Bulgaristan bölge ülkelerine örnek teşkil edecek ilişkiler geliştirmiştir.

Günümüzde Bulgaristan AB üyesi olmuş, görece daha demokratik bir ülke haline gelmiş ve bundan 20 yıl önce hayal dahi edilemeyecek konuların ele alındığı küresel çapta toplantılara ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Sofya’da gerçekleştirilen ve gerek bölgesinden gerek batılı çevrelerden önemli katılımcıların yer aldığı “Avrupa Artık Doğu’ya Bakıyor” konferansı bunlardan biridir ve sadece bu yönüyle gündemde yer almayı hak etmektedir. Fakat toplantının işaret ettiği esas önemli nokta, Bulgaristan’ın uzun dönemde çıkarması gereken mesajlardır. Zira Bulgaristan, bir taraftan böylesi toplantılara ev sahipliği yapıp potansiyelinin işaretlerini verirken diğer taraftan ne bölgesinde ne de AB içerisinde şu an için merkez ülke olmaktan uzaktır. Görünen bir gerçektir ki, Bulgaristan’ın AB’ye üyeliğinin üzerinden tam 3 yıl geçmiş; ancak halen Birlik içindeki yerini tam anlamıyla bulamamıştır. Komisyonun tarama süreci (post-monitoring) halen devam etmektedir. AB tarafından ayrılan ödenekler proje yetersizliği ve fonların aktarılmasındaki yolsuzluklardan dolayı geri dönmektedir. İlaveten insan hakları, demokrasi standartları ve hukuk devletinin güçlendirilmesi alanında sürekli ve ciddi eleştiriler almaktadır. Tüm bunların üzerine Bulgaristan hükümetinin, beklenenin aksine, hakların genişletilmesine değil, kısıtlanmasına yol açan politikalar benimsediği görülmektedir. Müftülük seçimlerine müdahale bunun en açık örneği olmuştur. Oysa Bulgaristan’dan beklenen çağımızın gereklerine uygun bir gelecek vizyonu geliştirmesidir. Ancak bu şekilde AB içerisinde kendi başına hareket edebilen ve politika üretebilen bir aktör olabilecek ve tarihi başkent Sofya daha birçok uluslararası toplantının adresi olacaktır. Aksi takdirde, AB’nin ne içinde, ne dışında bir devlet olmaya devam edecektir.

Bu çerçevede, Sn. Mesut Yılmaz ile yapılan röportaj Bulgaristan’ın bugün durduğu nokta ve ülkedeki Türk azınlığın geleceğine yönelik önemli mesajlar içermektedir.


Röportaj: Meral Sadık
Bulgaristan Ulusal Televizyonu, Türkçe Haberler Ekibi
7 Ekim 2010, Sofya

Soru: Bulgaristan’da demokrasiye geçiş sürecini çok yakından takip ettiniz ve destek verdiniz. Bugün baktığınızda, o zamandan bu yana sizce Bulgaristan Türkleri için neler değişti?

Mesut Yılmaz:
Tabii, çok zorlu bir süreçte görev yaptım. O zamandan beri Bulgaristan Türkleriyle her zaman bir gönül bağım oldu. 1989’da Türkiye’ye göç etmek mecburiyetinde kalan soydaşlarımızın hem o dönemde; hem de sonrasında başbakanlık dönemimde mümkün olduğu kadar sorunlarının çözümü için çalıştım. Aradan geçen zaman içerisinde başbakanlık dönemimde Bulgaristan’da Kostov hükümeti ile birlikte Türkiye ile Bulgaristan arasında yeni bir dönemin temelini atarken, işbirliğini geliştirirken, aynı zamanda buradaki soydaşlarımızın da sorunlarını çözecek çok ciddi adımlar atıldı. Biliyorsunuz, Sayın Kostov, Bulgar hükümeti adına resmen özür diledi. Eski isimlerin iadesi sağlandı. Türkiye’ye göç eden soydaşlarımız zaman içerisinde Bulgaristan ile Türkiye arasında hayat vermeye, köprü olmaya başladılar. Bulgaristan önce NATO, sonra AB üyesi oldu. Zannediyorum ki, bu süreçte en büyük acıyı çekmiş ve en büyük zorlukları yaşamış olmalarına rağmen, Bulgaristan Türkleri gelecekte en karlı çıkacak olan kesimdir. Çünkü onlar Bulgaristan’ın AB üyeliği sonucunda elde ettikleri bu haklara geri dönülemeyecek bir şekilde sahip olacaklar. Bu hakların herhangi bir ihlal sözkonusu olduğu zaman AB çerçevesinde haklarını arama imkanlarına sahip olacaklar. Dolayısıyla ben bu sürecin geçmişte çok acı çeken, çok zorluklar yaşayan soydaşlarımız için çok hayırlı bir sütreç olduğuna inanıyorum.

Soru: Bulgaristan’daki Türk Azınlığın hak ve özgürlüklerin tanınması konusunda gerekenler yapıldı mı sizce?

Mesut Yılmaz:
Biliyorsunuz, hak ve özgürlükler konusu hiç bir zaman yüzde yüz çözümlenmiş bir konu değildir. Hiç bir ülkede çözümlenmiş değildir. Bugün Türkiye’de de çok canlı bir tartışma var; hak ve özgürlükler alanında nasıl daha ileri iyileştirmeler yapılabilir diye. Hiç şüphesiz, burada Bulgaristan’da da bu alanda atılması gereken ciddi adımlar vardır. Fakat geçmiş ile karşılaştırdığımız zaman bugünkü durumun o zaman hayal bile edilemeyecek ölçülerde olduğunu görüyoruz. Günde 10 dakikalık olmasına rağmen Bulgaristan Ulusal Televizyonu BNT’de yayınlanan haber programı dahi soydaşlarımız için önemli bir kazanımdır. İnanıyorum ki, bazı önyargılar, tarihten kaynaklanan bazı yanlış kanaatler giderildikçe bu hak ve özgürlükler alanında da gerekli genişletilme sağlanacaktır. Biraz önce dediğim gibi bütün bu süreçten en kazançlı çıkacak olan grupların başında da Bulgaristan’daki Türk varlığı gelmektedir.

Soru: Kısaca geçmişe nazaran Türk Azınlığın durumu daha iyidir; ancak atılması gereken adımlar da vardır diyebilir miyiz?

Mesut Yılmaz:
Doğrudur. Bu süreç her gün Bulgaristan’daki Türklerin lehine işleyecektir. Arasıra bazı duraksamalar olabilir. Geri adımlar da söz konusu olabilir. Fakat Bulgaristan’ın AB üyeliği devam ettiği sürece; Bulgaristan bir hukuk devleti olarak yoluna devam ettiği sürece ve Türk-Bulgar ilişkilerinde bu bahar havası her iki hükümetin de katkısıyla sürdürüldükçe; Bulgaristan’da yaşayan soydaşlarımız sürekli bundan kazançlı çıkacaklar. İki gün önce Sayın Başbakanımız Bulgaristan’ı ziyaret etti. Görüşme esnasınd iki hükümet arasında, aynı geçmişte bizim başlattığımız gibi, iyi ilişkilerin devam ettiğini bir kez daha teyit ettiler. Bulgaristan Türkiye’nin AB üyeliğine açık destek verdiğini ifade etti. Dolayısıyla her iki ülkede yaşanan iç politika gelişmelerinden bağımsız olarak ben Türkiye Bulgaristan ilişkilerinin önümüzdeki dönemde de devam edeceğini, aşama kaydedeceğini yürekten inanıyorum. Çünkü hangi hükümet iş başında olursa olsun şunu görmek zorundadır: devlet-merkezli ikili ilişkilerin, iyi komşuluk, dostluk, hatta kardeşlik ilişkilerine dönüşmesi her iki ülkenin de lehinedir.

Soru: Son olarak Bulgaristan Türklerine söylemek istedikleriniz nelerdir?

Mesut Yılmaz:
Bilmelerini isterim ki, geçmişte kendi kültürlerini, kendi dillerini, kendi isimlerini korumak için verdikleri mücadele, Türkiye’de büyük bir hayranlık ve büyük bir gururla izlenmiştir. Yaşadıkları zorlukların artık sonuna geldiğimizi, önümüzdeki dönemde hiç şüphesiz ki, bazı zorlukların yine olabileceğini fakat hiç bir zaman, bunların geçmiştekilerle karşılaştırılmasının mümkün olmadığını teyit ederim. Ayrıca, Türkiye’de hangi hükümet iş başında olursa olsun, her zaman buradaki Türklerin sorunlarının, o hükümetin gündeminde öncelikli yerini koruyacağından emin olmalarını isterim.

mvatansever@usak.org.tr

Muzaffer Vatansever, USAK AB Araştırmaları Merkezi

Muzaffer VATANSEVER
Ziyaretci sayýsý: 14864

DÝGERLERÝ
Diðerleri: 1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12   13   14   15   

« GERÝ DÖN

All Rights Reserved © 2006-2017    "SENÝ MEDYA" FÝRMASI