Bulgaristan Türklerinin Özgür Sesi
YORUM

Huş ağacının üzüntüsü [18 Nisan 2013]

Dağların güzelliği, dorukların hışıltısı, şifa deposu demektir huş ağacı. ( Biz ona buralarda akçaağaç - breza da deriz. ) Hele sabah erken, seher yeli eserken, çıkarsan huş ağacı ormanına gönlün, gözün açılır. Ciğerlerin gark olur temiz havaya. Genizlerin yeşil açan çiçeklerden gelen mis, nahoş kokuyu emer, doyabildiği kadar. Uzmanlar genellikle dağ sayfiyelerinin huş ağacı ormanlarında olmasını önerirler.
Bu ağaç genellikle nemli topraklarda yetişir. İlle bazı istisna, kural dışı hallere de rastlanır.

Köye her giriş çıkışımda yolum sarp bir kaya kitlesi altından geçer. Yüksekliği neredeyse on metre kadar. Eni elli metre olsa gerek. Gri renkli, çetin olduğu karşıdan belli. Ara ara çatlakları var, yukarıdan aşağı, sağdan sola, soldan sağa doğru. Bu yarıklarda ilkbahar yer yer otlar yeşeriyor avuç avuç. Bir de huş ağacı. Onun buraya nasıl tutunduğu şaşırıyor insanı. Rüzgârın savurduğu, kuşların taşıdığı tohumlar düşmüş yarıklara, oyuklara besbelli. Buralarda yuva yapıp, tutununca, kök salmış. Kökleri taşı yarıp geçerek topraktan besimi alınca, kuvvetlenmiş, boy atmış, dallanmış. Yaprak yüklü dalları aşağılara sarkmış. “ Benim mekânım, memleketim burasıdır “, demiş, kendi kendine. Onu buradan koparmaya çalışan yellere, sellere inadına, daha da güçlenmeye çabalıyor.

Bu eziyet yetmezmiş gibi bir de fiziki güç kullanılıyor. Onu, buralardan köküyle, kökeniyle atmak için ne akıllarına gelirse yapıyorlar. Kendilerine bağışladığı, şifa verici özelliklerini arkalayıp, yanına tırmanarak başını vuruyorlar, dallarını kırıyorlar. Halbuki huş ağacı kanı temizleyici, idrar söktürücüdür. Böbreklerin düzenli çalışmasına yardımcı olur. Vücutta biriken fazla suyu ve tuzu boşaltarak vücudun su tutmasına bağlı şişmanlığı önler ve daha neler neler. Bir de bu yöre insanına gelir sağlar. Huş ağacının yaprakları kurutularak çay olarak kullanabilinir. Ayrıca kabuklarından ve dallarından elde edilen, bu memlekette sakız olarak bilinen, katran özellikle alerjik deri hastalıklarında birebirdir. Bundan dolayı da yaprakları para yapar. Bütün bu faydalarına rağmen onun orada barınıp, sağlamlaşmasına, daha derinlere kök salmasını çok görenler var.” Hayır, biz seni istemeyiz! Ne pahasına olursa olsun seni burada barındırmayız, durma! Kaç! Git buralardan! “, diyerek sık sık hücum ediliyor o sevimli narin ağaca. Ondan gördükleri iyiliğin değerini bilmeyerek. O gene bizler gibi memleket seçtiği sarp kayaya daha sıkı sıkı sarılıyor, “ Ben buralarını bırakmam” dercesine. Görünüş de ince yapılı, nazik, fidan boylu, dallı budaklı o huş ağacı saldıranlara meydan okuyor, gülümsüyor, günlük yaşamına devam ediyor. “ Benim yoktur kimselere zararım. Biz bu memleketin şifa yüküyüz, süsüyüz, malzemesiyiz “ , diye gülümseyiveriyor ona karşı kötü davrananlara. Bir de “ Sakın duvarı yaptıktan sonra duvarcı unutulmasın, ayıptır “, deyip üzülüyor kendi kendine.

Mustafa BAYRAMALİ
Ziyaretci sayýsý: 16210

DÝGERLERÝ
Diðerleri: 1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12   13   14   15   

« GERÝ DÖN

All Rights Reserved © 2006-2017    "SENÝ MEDYA" FÝRMASI