Bulgaristan Türklerinin Özgür Sesi
YORUM

HALİL İBRAHİM SOFRASI [26 Mart 2007]

Geçenlerde köyümdeydim. Ana babamı çoktan kaybetmiş olsam da köyümü özlemiştim. Birkaç yıl önce kendi kilitlediğim kapıyı, asma kilidi özlemiştim. Zamanında ebeveynlerim için, becerebildiğim kadar, avlumuzdaki dut ağacının en çok gölgelediği bölüme bir peyke yerleştirmiştim. Onlardan, ben ve kardeşlerimin isteği gelecek günlerini rahat ve huzur içinde geçirmeleriydi. Ve öyle de oldu. . .
Yorgunluğumu yitirmek için gidip o peykeye oturdum. Bakışlarım kapıda. O kapıyı ne açan var, ne de boynuma atılan o minicik anam, babam bir başka. Elli beş yaşıma rağmen garipsedim, göz yaşlarımı tutamadım. . .
Odaları bir bir dolaştım. Her oda kendine özgün buz kesilmiş. Doğduğum o aşevindeki ocak başında, toprak çömlekte kaynayıp etrafa sinmiş Hacımahalle fasuliyesi çorbasını mis kokusundan bir hatıra kalmış anılara. Buram buram bir koku. Bu koku, ocakta yanan ardıç kokusundan geliyor. Bu koku, tavadaki kızgın ayçiçeği yağında yüzen mekik çöreği kokusuydu. Buna bugün, köyümde kaç baca tütüyor da, ardıç kokulu yayılsın etrafa. O kokunun hiç bir zaman, hiç bir yerde eşi bulunmaz. Bulunmayacağı da çok doğaldır. İnsanoğlu nerede de yaşasa, rüyaları hep doğup büyüdüğü memleketindedir. Çocukluğumda hayvan güttüğüm, bel kırılasıya tütün ektiğimiz yerleri gezdim. Doğrusu, buraları zamanında tütün tarlasıydı diyemem. Gözünün gördüğü yer çayır çimen olmuş. Oralarda otlayan hayvanlar başıboş. Köyde çocuk yok ki, hayvan ardında gezecek. Bunun alternatifi ne olacak diye, ikide bir “alternatif” diyenlere kendimce sordum. Cevapları nasıl da olsa, beni tatmin etmeyecek. Çünkü “Gören göz kılavuz istemez” demiş atalarımız.
Son yıllarda Rodop köylüsünü tütünden vazgeçirmek için elden gelen herşeyi yapıyorlar bence. Hayatın her alanında zam üstüne zam gelirken tütün alım fiyatlarını hükümet daha yıl başında açıklıyor. Bir sözle suyu görmeden paçalar sıvanıyor ki, halk o an hayal kırıklığına uğruyor.
Nehir, baraj, anayol yakınlarında mülkü olan köylülerin durumu son yıllarda bir başka. Onlar tarlalarını “alternatifçi” veya onların kodamanlarına satıp geçimini sağlamaya çalışıyor. Satılan o yerlerde bir zaman sonra benzinlik, otel veya villalar inşaat ediliyor. Kime ait oldukları bir bilmece.
Bu yerlerde uzak köylülerimizin akıbeti ne olacak?! Eminim ki, cevap “Tütünden vazgeçip başka bir yol yöntem aramak”. Bunu söylemek kolay. Fakat ortaya çok ciddi bir sorun çıkıyor: Bu ekilecek yeni ürün toprağımızda yetişecek mi? İklim şartları buna uygun mu? Diyelim ki, herşey “yerinde”. Tütüne alternatifolarak kimisi yemiş ağacı ekti. Kimisi sebzeciliğe kol sıvadı. Tütüne olduğu gibi devlet veya firmalar tarafından garanti olacak mı? Alternatifimizin ürünü gözlerimiz önünde çürümeyecek mi? Kış ortasında köylümüz gidip bakkalın o kalın borç defterine yazılmayacak mı?
Bu hayatı mühim sorunlara net cevap, çözüm bulunmadıkça köylümüz geleceğini tabii ecnebi ülkelerde aramak zorunda kalacak. Arayacak aramasına da, bir gün, yıllar sonra da olsa, alternatifi olmayan memleket özlemine kapılacak. Nostalji onu, yarım yamalak sürülmüş tarlasının başına getirecek. Oradan, güvenecek oy verdiklerine soracak: “Efendilerim, ben bu tarlaya ne ekeyim de, bir daha tütünün adını bile anlayayım?”
Kesin cevabını bekler iken, çok konuşulan alternatif karın doyuracak ise buyurun, hayır hayır, karşıdan bakın kuzu kızartmalı Halil İbtahim sofrasına.

Durhan ALİ
Ziyaretci sayýsý: 13284

DÝGERLERÝ
Diðerleri: 1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12   13   14   15   

« GERÝ DÖN

All Rights Reserved © 2006-2017    "SENÝ MEDYA" FÝRMASI